2015 yılında Suudi Arabistan’ın Yemen’e yönelik askeri müdahalesinin ilk anından itibaren ortaya çıkan tablo, ne geçici bir savaş ne de iddia edildiği gibi yalnızca “meşru yönetime destek” operasyonuydu. Aksine bu müdahale, güce dayalı bir dayatma anlayışının, uzlaşı ve halk iradesi yerine şok ve baskı yoluyla irade dayatmanın açık bir göstergesiydi. Kapalı odalarda yönetilen ve sarsak açıklamalarla meşrulaştırılmaya çalışılan savaşlar, çoğu zaman gizlemek istediklerinden daha fazlasını açığa çıkarır.
Bir bildiri solgun bir yüzle ve isteksiz bir tonla okunuyorsa, bu siyaset değildir… bu bir dayatmadır.
Meşru ve hukuki kararlar baskı altında alınmaz; önceden düzenlenmiş kameralar karşısında, şok atmosferinde okunmaz. Bu kararlar ancak güvenle, açık kurumlar içinde ve sorumlu bir liderliğin varlığıyla şekillenir. Bu şartlar ortadan kalktığında ise halka sunulan şey, ses ve görüntüyle belgelenmiş bir zorlamadan ibarettir.
Yemen deneyimi, özellikle de güney meselesi bağlamında, halk iradesinin titrek bir bildiriyle ortadan kaldırılabileceğini sananların, ne halk yetkisinin ne de gerçek siyasi mücadelenin anlamını kavrayamadığını göstermiştir. Toplanmayan, oylama yapmayan ve başkanı dahi bulunmayan bir konseyin “feshedildiği” iddia edilemez; doğru ifade, kararın onun adına kaçırıldığıdır.
Baskı altında okunan bir bildiri siyasi bir duruşu yansıtmaz; aksine maruz kalınan zorlamanın boyutunu ifşa eder. Halkı ikna etmek isteyen önce hukuki ve tam yetkili bir toplantıyla işe başlamalıdır; perde arkasında kurgulanmış, dağınık bir sahneyle değil. Güney heyetinin bildiriden önce Riyad’da gizlenmesi ve zorla alıkonulması, ardından bunun gerekçelendirilmesi, kararın onların kararı olmadığının açık kanıtıdır.
Bu sahnenin sembolik anlamı da göz ardı edilemez: Hiç kimse kameraya bakmaktan kaçınırken bir halk hareketini feshedemez. İrade bir kâğıttan okunmaz; toplantı salonlarında, liderliğin huzurunda ve korkuyla gasp edilmeyen gerçek katılımla inşa edilir. Bu nedenle sunulan şey bir fesih bildirisi değil, ses ve görüntüyle belgelenmiş bir baskı anıdır.
Güney, yaşananların da gösterdiği üzere, geçici bildirilerle ya da ani kararlarla yönetilmez; halkının iradesi, fedakârlıkları ve siyasi projesiyle yönetilir. Bu projeyi siyasi yollarla kıramayanlar, onu bir zor anında karalamaya çalışır; şokun meşruiyetin yerini tutacağını sanarak.
Oysa meşruiyet korkuyla üretilmez, şokla dayatılamaz ve askeri güçle kalıcı kılınamaz. Yemen’de yaşananlar, iradenin işgalinin toprak işgalinden daha tehlikeli olduğunu ve halkların geçici olarak askeri yenilgi yaşayabileceğini, ancak siyasi olarak silinemeyeceğini teyit etmektedir.
Tarih bir bildiriyle durmaz; ancak her zaman zorlamanın yaşandığı anları hatırlar ve kimin okuduğunu, kime dikte edildiğini; kimin karar aldığını, kimin kararın kendisine dayatıldığını kayda geçirir.
0 Comments