1970’li yıllardan bu yana Arap Denizi’ne doğrudan erişim, Suudi Arabistan yönetiminin ilan edilmemiş stratejik hedeflerinden biri olmuştur. Bu hedef, özellikle petrol ihracatında Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazı’na bağımlılığı azaltma arayışının bir parçası olarak şekillenmiştir.
Sonradan gizliliği kaldırılan ABD Dışişleri Bakanlığı belgeleri, bu stratejik arzunun boyutlarını ortaya koymaktadır. Belgelerde, dönemin Suudi Dışişleri Bakanı Suud el-Faysal ile Amerikalı yetkililer arasında yapılan görüşmelere yer verilmiş; ABD Dışişleri Bakanlığı’nın o dönem merkezi Cidde’de bulunan büyükelçiliğine gönderdiği bir yazıda, Washington yönetiminin Arap Denizi’ne açılacak Suudi geçidi konusunda herhangi bir tutum almayacağı belirtilmiştir.
Suudi Egemenliğinde Bir Koridor Önerisi
Belgelere göre Suud el-Faysal, El-Mehre (Yemen) ile Zofar (Umman) vilayetleri arasında yer alan sınırı ayıran ve Umman topraklarından geçerek Arap Denizi’ne ulaşan, Suudi egemenliği altında bir koridor kurulmasını önermiştir. Bu koridor aracılığıyla bir Suudi petrol boru hattının denize ulaştırılması hedeflenmiştir.
Ancak proje yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda siyasi ve güvenlik boyutları da içermekteydi. Suudi önerisine göre bu koridor:
-
Dönemin Suudi yönetimi açısından “kronik bir baş ağrısı” olarak görülen Güney Yemen sorununu bertaraf edecek,
-
Zofar’daki isyancıların ikmal hatlarını kesecekti.
Umman ve Güney Yemen’den Kesin Ret
Bu teklife Sultan Kabus bin Said kesin bir dille karşı çıktı. Umman liderliği, projenin egemenliği zedeleyecek jeopolitik riskler barındırdığını ve ülkenin toprak bütünlüğü ile stratejik dengesini tehdit edeceğini değerlendirdi.
Aynı dönemde Suudi Arabistan, Güney Yemen üzerinden benzer bir geçit oluşturmak için de girişimlerde bulundu. Siyasi kulislerde aktarıldığına göre Suud el-Faysal, bu amaçla Aden yönetimine “açık çek” teklif etmiş olsa da, Güney Yemen yönetimi projeyi ulusal egemenliğe aykırı ve uzun vadeli bir tehdit olarak gördüğü için reddetti.
Yemen Savaşı Sonrası Hayalin Yeniden Canlanması
Yıllar sonra, Suudi Arabistan’ın Yemen’e yönelik son savaşı ile birlikte bu eski hayal yeniden gündeme geldi. Riyad yönetimi, El-Mehre vilayeti üzerinden Arap Denizi’ne uzanan bir koridor oluşturma yönünde fiili adımlar attı ve savaşın yarattığı kaotik ortamdan faydalanmaya çalıştı.
Ancak bu girişim, El-Mehre halkının güçlü direnişiyle karşılaştı. Yerel halk projeyi topraklarına yönelik bir müdahale ve kimliklerine yönelik bir tehdit olarak değerlendirdi. Bu toplumsal tepki sonucunda proje durduruldu.
Dikkat çekici bir diğer nokta ise Umman Sultanlığı’nın, Suudi projesine karşı çıkan Mehri güçleri doğrudan ya da dolaylı biçimde desteklemesi oldu. Umman, bu tür bir Suudi koridorunun hayata geçirilmesini kendi jeopolitik güvenliği açısından ciddi bir tehdit olarak gördü.
Coğrafya, Güç ve Direniş
Bu çok on yıllık hikâye, coğrafyanın nasıl bir siyasi mücadele alanına dönüştüğünü açıkça göstermektedir. Görünürde enerji temelli olan bir proje, gerçekte güç dengelerini değiştirmeyi hedefleyen güvenlik ve nüfuz hesaplarını barındırmaktadır. Aynı zamanda, bölgesel hırsların halkların iradesi ve egemenlik hesaplarıyla karşılaştığında nasıl sınırlandığını da gözler önüne sermektedir.
0 Comments