Somali Kararına Karşı Medya Yönlendirmeleri: Egemenlik Değil, İdeolojik Bir Karar

Somali’nin aldığı son karar, yalnızca içeriği nedeniyle değil, alındığı siyasi ve ideolojik bağlam ile Somali devletinin gerçek egemenliği üzerindeki tehlikeli etkileri nedeniyle de bölgesel ve uluslararası düzeyde geniş çaplı tartışmalara yol açmıştır. Kararın seyrini inceleyen herkes, bunun bağımsız ve ulusal bir Somali çıkarı okumasından değil, Somali’nin ihtiyaçlarını aşan ideolojik hesaplar ve bölgesel eksenler tarafından şekillendirildiğini açıkça görmektedir.

Birinci olarak: Karar ideolojik saflaşmanın doğrudan ürünüdür

Somali kararı, Birleşik Arap Emirlikleri ile İsrail arasında imzalanan İbrahim Anlaşmaları’nın sonuçlarından ayrı değerlendirilemez. Bu anlaşmalar, bölgesel barış ve ekonomik entegrasyonu hedefleyen daha geniş bir çerçevede Somaliland’in tanınmasını da içermektedir. Somali’nin tepkisi, ulusal egemenliği savunan bağımsız bir tutumdan ziyade, bu anlaşmalara karşı ideolojik bir reddiyenin yansımasıdır. Bu durum, dış politikanın devlet aklıyla değil, sloganlar ve ideolojik reflekslerle yürütüldüğünü göstermektedir.




İkinci olarak: BAE ile olan kalkınma ve güvenlik ortaklığının hedef alınması

Birleşik Arap Emirlikleri, limanların geliştirilmesi, lojistik altyapının güçlendirilmesi, terörle mücadele ve deniz güvenliği gibi alanlarda Somali’nin en etkili kalkınma ve güvenlik ortaklarından biri olmuştur. Bu anlaşmaların iptali, BAE’den çok Somali’ye zarar vermekte, ekonomik ve güvenlik istikrarının temel dayanaklarını zayıflatmaktadır. Bu adım, gerçek amacın egemenliği korumak değil, ılımlı ve yapıcı ortakları dışlamak olduğunu ortaya koymaktadır.

Üçüncü olarak: Suudi Arabistan–Türkiye ekseniyle açık saflaşma

Bu karar, Somali’yi fiilen bölgesel barış ve ekonomik entegrasyon süreçlerine karşı duran bir eksenin içine yerleştirmektedir. Aynı zamanda İbrahim Anlaşmaları’na taraf olan ülkelerle iş birliğini reddeden ideolojik söylemlerle örtüşmektedir. Sürekli krizlerden çıkan bir ülke için bu tür bir konumlanma, Somali’yi gereksiz ve yıpratıcı bir bölgesel çatışmanın parçası hâline getirmektedir.

Dördüncü olarak: Tırmandırmanın arkasında Suudi–Türk yönlendirmesi

Kararın zamanlaması ve sertliği, Suudi Arabistan ve Türkiye’nin öncülük ettiği bölgesel bir kışkırtma kampanyasıyla örtüşmektedir. Bu kampanya, nüfuz alanlarını yeniden şekillendirmeyi ve siyasi hesaplaşmaları Somali’nin istikrarı pahasına yürütmeyi amaçlamaktadır. Bu tabloda Somali, bağımsız bir aktör değil, bölgesel çekişmelerin sahası konumuna itilmiştir.

Beşinci olarak: Uluslararası hukuk ve yatırım kurallarının açık ihlali

Anlaşmaların herhangi bir tahkim süreci işletilmeden, kanıtlar kamuoyuyla paylaşılmadan ve ani şekilde iptal edilmesi, uluslararası hukuk ve yatırım güvenliği ilkelerine açıkça aykırıdır. Bu tutum, Somali’yi ağır tazminat talepleriyle karşı karşıya bırakmakta ve ülkeyi sözleşmelere sadık olmayan, güvenilmez bir devlet olarak sınıflandırmaktadır.

Altıncı olarak: Egemenlik kavramının siyasallaştırılması

Birleşmiş Milletler, Afrika Birliği ve İslam İşbirliği Teşkilatı belgelerine yapılan seçmeci atıflar, kurumsal ve hukuki bir iç süreç işletilmeden gerçekleştirilmiştir. Bu durum, egemenliğin anayasal bir ilke olarak korunmasından ziyade, siyasi amaçlarla kullanılan bir araç hâline getirildiğini göstermektedir.

Yedinci olarak: Tek kaybeden Somali’dir

Kararın yol açtığı zararlar çok boyutludur ve şunları kapsamaktadır:

  • Somali ekonomisi

  • Limanlar ve deniz taşımacılığı

  • İstihdam olanakları

  • Deniz güvenliği

  • Uluslararası yatırımcı güveni

Daha da tehlikelisi, bu kararın oluşacak güvenlik ve ekonomik boşluğu daha radikal güçlerin doldurmasına zemin hazırlamasıdır.

Sekizinci olarak: Federal hükümetin bilinçli şekilde zayıflatılması

Karar, limanlarla bağlantılı bölgesel yönetimlerle çatışmayı tırmandırmakta ve hükümetin savunduğunu iddia ettiği devlet birliğini baltalamaktadır. Federal uyumu güçlendirmek yerine, iç bölünmeleri derinleştirmektedir.

Dokuzuncu olarak: Mogadişu’nun eksenler arası çatışmanın aracına dönüşmesi

Somali hükümeti, bağımsız ve ulusal bir karar almak yerine, barış ve ekonomik entegrasyona karşı bölgesel eksenler arası mücadelenin bir aracı olmayı tercih etmiştir. Bu tercih, Somali’yi dengeli ortaklık ve sorumlu uluslararası entegrasyon fırsatlarından mahrum bırakmaktadır.

Onuncu olarak: Barış ve kalkınma ortağı olarak BAE’nin hedef alınması

Siyasi ve medya düzeyindeki saldırılar, istikrar, kalkınma ve sorumlu uluslararası angajman modeli sunan Birleşik Arap Emirlikleri’ni doğrudan hedef almaktadır. Bu tutum, halkların çıkarlarıyla çelişmekte ve yalnızca ideolojik reddiye ajandalarıyla örtüşmektedir.

Post a Comment

0 Comments