Yazar Murat Ağırel: Kanunda “Cumhurbaşkanı” hariç diye bir ibare var mıdır?

Yazar Murat Ağırel: Kanunda “Cumhurbaşkanı” hariç diye bir ibare var mıdır?

Libya'da şehit olan MİT mensubu bilgilerinin ifşa edildiği iddiasına ilişkin gazeteciler Bariş Pehlivan, Barış Terkoğlu, Murat Ağırel, Hülya Kılıç, Ferhat Çelik ve Aydın Keser 4 ay önce tutuklanmıştı. Bugün sınırlı sayıda yapılan duruşmada ilk savunmayı yapan Murat Ağırel "Tam 120 gündür cezaevinde bir hücrede tek başıma tutuluyorum. Hakkımdaki suçlamalar, ne bir somut delile dayanıyor, ne de vicdana sığıyor. İddia makamının tarafınıza sunduğu iddianame bana göre bir niyetnamedir” dedi.


Yaklaşık 4 ay önce Libya'da şehit olan MİT mensubunun cenaze töreninin Oda TV'de haber olması ardından MİT, site hakkında suç duyurusunda bulundu. Syç duyurusu ardından İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığıca başlatılan soruşturma kapsamında Oda TV Haber müdürü  Barış Terkoğlu, Oda TV Genel Yayın Yönetmeni Barış Pehlivan, Yeniçağ Yazarı Murat Ağırel, muhabir Hülya Kılıç, Yeni Yaşam Gazetesi Genel Yayın YönetmeniMehmet Ferhat Çelik ile Yazı İşleri Müdürü Aydın Keser tutuklanmıştı. 

Sanıklar hakkında, "Devletin güvenliğine ve siyasel yararlarına ilşkin gizli kalması gereken bilgileri açıklama" ve  "İstihbarat faaliyeti ile ilgili bilgi ve belgeleri ifşa etmek" suçlarıyla 9'er yıldan 20'şer yıla kadar hapis istemeyle dava açılmıştı.  

İstanbul 34. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın ilk duruşması başladı. Tutuklu gazeteciler Barış Terkoğlu, Barış Pehlivan, Murat Ağırel, Hülya Kılınç, Mehmet Ferhat Çelik ve Aydın Keser tutuklu bulundukları cezaevinden getirildi. Mahkeme başkanı corona virüsü önlemleri kapsamında salona sosyal mesafe kuralına uygun sayıda tutuklu sanık yakını ve gazetecinin alınmasına karar verdi.

Duruşmada Yeniçağ Yazarı Murat Ağırel ilk olarak savunmasını yapmaya başladı. Ağırel, savunmasında şunları söyledi:

"Kalem kılıçtan daha kuvvetlidir. Kılıç kullanan kol bir gün yorulur ve kılıcını kınına koyar” sözünü ilke edindiğini söyleyen Murat Ağırel, “Bütün yaşamım bu hain yapılar ile işbirliği halindeki çeteler, taşeron terör örgütleri ve yoksul halkın alın teri ile oluşturulmuş kamu kaynaklarını yağmalayan, yolsuzluk yapan kişiler ile mücadele ile geçti. Bundan sonra böyle olmaya devam edecektir. Ben ulu önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün devrimlerini kendime rehber edinmiş bir kişiyim onun ışığında hayat mücadelesine devam eden Kemalist Türk genciyim”

Ergenekon davasından beraat ettikten sonra tazminat davası açmadığını söyleyen Ağırel, “Bunun sebebi ise; şayet alacağım tazminat bu kumpası kuran hainlerin cebinden çıkacak olsa saniye düşünmezdim. Ne yazık ki muhtemel alacağım tazminat, fukaranın cebinden ödenecektir. Dosya avukat masrafını dahi iade almadım. Bunu yapmış olsaydım rahatsız olur uyumazdım. Boğazımdan geçmezdi.” diye konuştu.

Ağırel, iddia edilen suçların gerçek olmadığını belirterek, "Zira bu olmayan suçlamalarla tam 120 gündür cezaevinde bir hücrede tek başıma tutuluyorum. Hakkımdaki suçlamalar, ne bir somut delile dayanıyor, ne de vicdana sığıyor. İddia makamının tarafınıza sunduğu iddianame bana göre bir niyetnamedir” dedi.

Murat Ağırel, savunmsına şu şekilde devam etti:

"Cumhurbaşkanı'nın Libya'da bir kaç şehit olduğunu açıkladığına ilişkin haberleri okudum. Ülkenin Cumhurbaşkanı şehitlerimizden tane diye bahsediyordu. Sosyal medyaya baktım. Konu hakkında binlerce kişi paylaşımında bulunmuştu. Daha öncesinde ise Libya’da bir geminin vurulduğu ve şehitlerimizin olduğu haberleri vardı. Hatta Cumhurbaşkanlığı sözcüsü İbrahim Kalın’a da bu sorulmuştu. Sayın Kalın isabet etmediğini bildirmişti. Hatta geminin vuruldu videoları yayınlanmıştı. Bu habere ait şehitler hakkında da paylaşımlar yapılmıştı.

Çünkü şehitlerimiz tane değildir. Bir babadır, ağabeydir, oğuldur, kocadır, sevgilidir. Şehit şehadete erdiğinde can veren sadece kendisi değildir. Tüm sevdikleridir. Şehidimiz ister asker, ister polis, ister memur, ister vatandaş olsun. Hepsi bu toprakların evlatlarıdır. Hak ettikleri değeri göstermek zorundayız. Yapılacak tören bu değerlerden en önemlisidir. İşte tam bu saikle, gazeteciliğin vermiş olduğu haber refleksi ile düzgün, doğru bilgileri ve düşüncelerimi paylaşmak istedim.

Ekşisözlük, Facebook, Twitter şehitlerimizin resimleri ile bilgiler ile doluydu. Şehitlerimizden biri albaydı. Diğerinin binbaşı olduğu yazılıydı. Sadece bir yerde yazılmıştı. Yorumların birinde de “meslek memuru” ifadesi vardı. Bu Dışişleri’nde kullanılan bir terimdi. ‘Memurun ne işi var orada’ dedim kendi kendime. Sonrasında iddianamede de yer alan paylaşımı yaptım. Bu paylaşımı yapmamda ki gayem şehitlerimizin şehadetini yüceltmek ve bu kahraman vatan evlatlarının hak ettiği ilgiyi ulaşmasını sağlamaktı.

İddianameye giriş kısmında ‘OLAY’ başlığı altında 7 Şubat MİT krizi olarak bilinen davaya ve MİT TIR’ları davasına atıf yapılmış ve üçüncü paragraf sonunda yapılan soruşturmalarda şüphelilerin FETÖ, PDY Silahlı Terör örgütü mensubu oldukları ve kapsamlı bir plan dâhilinde casusluk kastı vurgusu yapılmıştır. Bizim yargılandığımız bu dava ile bağı belirtilmemiş olmasına rağmen, örnek olarak bu davaların hatırlatılmasının nedeni iddianamede yer alan “planlı hareket” ve “kast” iddialarının altını doldurma gayretidir. Ancak çok basit bir şekilde bir arama yapılsa FETÖ terör örgütüne karşı verdiğimiz mücadeleyi, hem de 17/25 Aralık baz alınmadan 2007 yılından itibaren çok net şekilde görülürdü. Fetö üyesi kişileri yazdığımız için yazılarımız engellendi ve şu anda halen tazminat davasında yargılanmaktayım. Beni şikayet eden şahıs dava görülürken FETÖ’den tutuklanmıştır." 

MİT'in Libya'da görev yaptığını ilk söyleyen kişinin Cumhurbaşkanı Erdoğan olduğunu hatırlatarak savunmasına şöyle devam etti: 

"2937 sayılı kanuna göre Cumhurbaşkanı suç mu işlemiştir? Kanunda “Cumhurbaşkanı” hariç diye bir ibare var mıdır? Bizler MİT’in nerede görev aldığını nasıl bilebiliriz? Düşünün MİT’in Libya’ da görev yaptığı Cumhurbaşkanı tarafından tüm dünyaya ilan ediliyor. Gemi vurulduğu haberi yapılıyor. Cumhurbaşkanı sözcüsü yalanlıyor.19 Şubat’ta konunun uzmanları, muhtarlar, şehitlerin arkadaşları paylaşımlar yapıp fotoğraflarını paylaşıyor, cenaze töreninde yakalara fotoğraf takılıyor, yüzlerce kişi cenazeye katılıyor, cenazeden canlı yayın yapılıyor, MİT başkanlığı çelenk gönderiyor, Cumhurbaşkanı Libya’da şehitlerimiz var diye açıklama yapıyor, yüzlerce binlerce paylaşım yapılıyor. Bunlar ifşa olmuyor. Benim paylaşımımın 11 gün sonra ifşa kastı olduğuna karar veriliyor. Bu hangi mantığa, hangi hukuka, hangi vicdana sığmaktadır? Amaç nedir? Bu kadar tesadüf fazla değil midir? Yoksa savcılığın asıl amacı yine kitabımda da yer alan bir kişinin daha savcı sorgusuna girmeden yazdığı gibi “elbet bu iftiraların hesabı sorulacaktır” itirafı mıdır?

Kaynak: Sözcü 

Post a Comment

0 Comments